Göz açıcı bir roman
Taha Kıvanç
Selefi örgütün liderinin banka hesabını boşaltmakla meşgulüm" diyor adam; "Namaz arkadaşlarından birinin bunu yaptığını düşündürecek şekilde hem de; onu öldürür artık..."
'Adam' dediğim CIA'nin bir yan biriminde çalışan ajan. 'Yan birim' kimsenin ruhu duymadan işler çeviriyor. Hedef alanı İslam Dünyası; izlemeye aldıkları kişilerin ıcığını cıcığını biliyor, bütün hareketlerini izliyorlar...
Yıllar önce 'Ergenekon' örgütü için kolları sıvayanlar elektronik bir altyapı oluşturup para hareketlerini izlemeyi öngörmüşlerdi; herhalde hatırlıyorsunuz. Washington Post'un Türkiye'ye de sıkça gelen yazarı David Ignatius bizdeki haberlerden mi esinlendi bilinmez, yeni çıkan 'Body of Lies' adlı romanında CIA'ye böyle bir birim kurduruyor. Onların da ilk yaptığı iş, tahmin edeceğiniz üzere, para hareketlerini izlemeye almak oluyor...
İlginç bir roman bu; romanın Ürdün merkezli çalışan CIA ajanı kahramanı bir iz şaşırtma göreviyle Ankara'ya da geliyor, oradan Adana/İncirlik'e geçiyor. O bölümde, yazar, Ankara'ya dair yanlış gözlemlerini okurlarıyla şöyle paylaşıyor: "Uzun yıllar önce burası yüzlerce caminin olduğu, ama ortalıkta Müslüman görünmeyen bir kent gibiydi; ordu lâik ilkeleri öylesine sıkı uyguluyordu çünkü. Şimdi ise Türkiye İslâm'ı keşfetmiş durumda; öyle ki, kentin yabancıların oturduğu bölgesi dışında başı açık kadına nadiren rastlanıyor..."
Roman Amerika'yı tehdit eden bir terör örgütü liderine yönelik insan avı etrafında dönüyor. Avrupa'daki belli başlı hedeflere karşı eylemler yapıyor bu yeni liderin örgütü. 'Süleyman' kod adlı lider hakkında fazla bir bilgisi yok CIA'nin. Bütün dert, karanlıkta iş tutan Süleyman'ı ortaya çıkarıp yakalamak...
Nasıl yapacaklar bunu? Bölgeyi ve insanını iyi tanıyan, Arapçayı ana dili gibi konuşan CIA ajanı yöntemi öneriyor: Takiye... "Müslümanlar" diyor, "Zorda veya baskı altında kalırlarsa inançlarına aykırı bir şeyi bile yaparlar, buna takiye denir; biz de aynısını yapalım..." Kendi eylemlerini aslında eylemci olmayan birine mal etmeye başlıyorlar; bununla da, sanal eylemciyi Süleyman'a rakip hale getirip kıskançlığını tahrik ederek ortaya çıkmasını sağlamayı amaçlıyorlar...
Adana/İncirlik'te, Amerikalı erlerin kaldığı yatakhanede, içindekiler Noel tatiline gitmişken, güçlü bir bombayı CIA patlatıp sanal eylemciye mal ediyor. Medya 'İslâm terörü' diye ayağa kalkıp ortalığı toz duman ediyor.
Çok yabancımız olmayan senaryolar bunlar. Roman Amman/Ürdün ile Washington'da geçiyor daha çok, ama Ignatius'un esinlediği yerin Türkiye olduğuna eminim.
Beni daha çok ilgilendiren, yazarın hayalinin ürünü elektronik cihazlarla donatılmış CIA biriminin neler yaptığı... Telefon, GPS, bilgisayar, internet dünyasında adam gibi terörist olmak bile mümkün değil. Her şeyi, ama her şeyi birebir izliyorlar. 'Anlık istihbarat' deniyor ya, öylesine sağlam bir istihbarat izlemesi bu...
"El-Kaide'yi kendilerini gözleyebileceğimiz bir yere sıkıştırmamız yetiyor" diyor bir roman kahramanı. "Takip edebileceğimiz cep telefonlarıyla konuşmuyorlarsa, davranış biçimlerini değiştirmek için korkutuyoruz. Her yeni hareketleri, yeni sinyal demek... Cep telefonlarını yeniliyorlar, oysa yenisini de izliyoruz. Bilgisayarlarını yenileyerek takipten kurtulacaklarını sanıyorlar; oysa sanal âlem bütünüyle kontrolümüz altında. Dünyada nüfuz edemeyeceğimiz tek bir e-posta servisi yok. Herkesin, nerede olursa olsun, hard diskine ulaşabiliriz. Ne kadar şaşırtmaca yaparlarsa yapsınlar, elektronik imza bırakıyorlar. Her şeyin bir imzası var sanal âlemde."
Ne diyelim, hayrını görsünler...
Teröristler de örgütlü de, onların örgütü süper bilgisayarlar karşısında çaresiz. İsterseniz "Roman canım, aldırma" deyiniz, isterseniz romanda tarif edilen türden bir izleme biriminin orada/burada faaliyet gösterdiğini kabul ediniz, fark etmiyor; uydular, bilgisayarlar, elektronik cihazlar istihbarat örgütlerinin emrinde. Büyük birader gerçekten çalışıyor.
Örgüt güvenilir bir seyahat acentası kullanıyor uçuşlarında; 'güvenilir' işlemlerin hepsi anında Langley'de izleniyor. Acentanın içindeki dört kameraya takılanlar da...
Para transferi için alternatif yollara başvuruyor örgüt; zaten bütün yasal bankalar, finans kuruluşları 11 Eylül sonrasında kıskaca alındığı için ortada pek fazla alternatif kalmadı. Romandaki CIA birimi, örgütlerin paralarını sağa-sola yollamalarını kendi kurduğu altyapıyla sağlıyor.
Sözün kısası, eylemcileri bir yerden diğerine taşıyan da, paralarını havale eden de CIA.
Göz açıcı bir roman yazmış Washington Post yazarı.
Yeni Şafak, 06 Mayıs 2008
Selefi örgütün liderinin banka hesabını boşaltmakla meşgulüm" diyor adam; "Namaz arkadaşlarından birinin bunu yaptığını düşündürecek şekilde hem de; onu öldürür artık..."
'Adam' dediğim CIA'nin bir yan biriminde çalışan ajan. 'Yan birim' kimsenin ruhu duymadan işler çeviriyor. Hedef alanı İslam Dünyası; izlemeye aldıkları kişilerin ıcığını cıcığını biliyor, bütün hareketlerini izliyorlar...
Yıllar önce 'Ergenekon' örgütü için kolları sıvayanlar elektronik bir altyapı oluşturup para hareketlerini izlemeyi öngörmüşlerdi; herhalde hatırlıyorsunuz. Washington Post'un Türkiye'ye de sıkça gelen yazarı David Ignatius bizdeki haberlerden mi esinlendi bilinmez, yeni çıkan 'Body of Lies' adlı romanında CIA'ye böyle bir birim kurduruyor. Onların da ilk yaptığı iş, tahmin edeceğiniz üzere, para hareketlerini izlemeye almak oluyor...
İlginç bir roman bu; romanın Ürdün merkezli çalışan CIA ajanı kahramanı bir iz şaşırtma göreviyle Ankara'ya da geliyor, oradan Adana/İncirlik'e geçiyor. O bölümde, yazar, Ankara'ya dair yanlış gözlemlerini okurlarıyla şöyle paylaşıyor: "Uzun yıllar önce burası yüzlerce caminin olduğu, ama ortalıkta Müslüman görünmeyen bir kent gibiydi; ordu lâik ilkeleri öylesine sıkı uyguluyordu çünkü. Şimdi ise Türkiye İslâm'ı keşfetmiş durumda; öyle ki, kentin yabancıların oturduğu bölgesi dışında başı açık kadına nadiren rastlanıyor..."
Roman Amerika'yı tehdit eden bir terör örgütü liderine yönelik insan avı etrafında dönüyor. Avrupa'daki belli başlı hedeflere karşı eylemler yapıyor bu yeni liderin örgütü. 'Süleyman' kod adlı lider hakkında fazla bir bilgisi yok CIA'nin. Bütün dert, karanlıkta iş tutan Süleyman'ı ortaya çıkarıp yakalamak...
Nasıl yapacaklar bunu? Bölgeyi ve insanını iyi tanıyan, Arapçayı ana dili gibi konuşan CIA ajanı yöntemi öneriyor: Takiye... "Müslümanlar" diyor, "Zorda veya baskı altında kalırlarsa inançlarına aykırı bir şeyi bile yaparlar, buna takiye denir; biz de aynısını yapalım..." Kendi eylemlerini aslında eylemci olmayan birine mal etmeye başlıyorlar; bununla da, sanal eylemciyi Süleyman'a rakip hale getirip kıskançlığını tahrik ederek ortaya çıkmasını sağlamayı amaçlıyorlar...
Adana/İncirlik'te, Amerikalı erlerin kaldığı yatakhanede, içindekiler Noel tatiline gitmişken, güçlü bir bombayı CIA patlatıp sanal eylemciye mal ediyor. Medya 'İslâm terörü' diye ayağa kalkıp ortalığı toz duman ediyor.
Çok yabancımız olmayan senaryolar bunlar. Roman Amman/Ürdün ile Washington'da geçiyor daha çok, ama Ignatius'un esinlediği yerin Türkiye olduğuna eminim.
Beni daha çok ilgilendiren, yazarın hayalinin ürünü elektronik cihazlarla donatılmış CIA biriminin neler yaptığı... Telefon, GPS, bilgisayar, internet dünyasında adam gibi terörist olmak bile mümkün değil. Her şeyi, ama her şeyi birebir izliyorlar. 'Anlık istihbarat' deniyor ya, öylesine sağlam bir istihbarat izlemesi bu...
"El-Kaide'yi kendilerini gözleyebileceğimiz bir yere sıkıştırmamız yetiyor" diyor bir roman kahramanı. "Takip edebileceğimiz cep telefonlarıyla konuşmuyorlarsa, davranış biçimlerini değiştirmek için korkutuyoruz. Her yeni hareketleri, yeni sinyal demek... Cep telefonlarını yeniliyorlar, oysa yenisini de izliyoruz. Bilgisayarlarını yenileyerek takipten kurtulacaklarını sanıyorlar; oysa sanal âlem bütünüyle kontrolümüz altında. Dünyada nüfuz edemeyeceğimiz tek bir e-posta servisi yok. Herkesin, nerede olursa olsun, hard diskine ulaşabiliriz. Ne kadar şaşırtmaca yaparlarsa yapsınlar, elektronik imza bırakıyorlar. Her şeyin bir imzası var sanal âlemde."
Ne diyelim, hayrını görsünler...
Teröristler de örgütlü de, onların örgütü süper bilgisayarlar karşısında çaresiz. İsterseniz "Roman canım, aldırma" deyiniz, isterseniz romanda tarif edilen türden bir izleme biriminin orada/burada faaliyet gösterdiğini kabul ediniz, fark etmiyor; uydular, bilgisayarlar, elektronik cihazlar istihbarat örgütlerinin emrinde. Büyük birader gerçekten çalışıyor.
Örgüt güvenilir bir seyahat acentası kullanıyor uçuşlarında; 'güvenilir' işlemlerin hepsi anında Langley'de izleniyor. Acentanın içindeki dört kameraya takılanlar da...
Para transferi için alternatif yollara başvuruyor örgüt; zaten bütün yasal bankalar, finans kuruluşları 11 Eylül sonrasında kıskaca alındığı için ortada pek fazla alternatif kalmadı. Romandaki CIA birimi, örgütlerin paralarını sağa-sola yollamalarını kendi kurduğu altyapıyla sağlıyor.
Sözün kısası, eylemcileri bir yerden diğerine taşıyan da, paralarını havale eden de CIA.
Göz açıcı bir roman yazmış Washington Post yazarı.
Yeni Şafak, 06 Mayıs 2008

