« Home | Şerif Mardin’in gördüğü » | “Yalnız ve güzel ülkem” » | Cübbeli isyan » | İDO…İDO…/İDO ile Felsefe » | “Türkler, Kürtler, Ermeniler en iyi arkadaş olmalı... » | 27 Mayıs'ın en büyük tahribatı, darbeci zihniyetin... » | Göz açıcı bir roman » | Hızır-İlyas bayramı nasıl Hıdırellez oldu? » | Militarist polis devleti » | Rahmet Peygamberinin Dilinden Dualar » 

Pazar, Haziran 08, 2008 

Adnan Bey’i ben de özledim Aydın Bey

Aziz Üstel

Geçen gün star’da Aydın Menderes’in bi söyleşisi yayınlandı. Babası, rahmetli Adnan Menderes’i ne kadar da özlediğini anlatıyordu...

O yazıyı okuduktan sonra şöyle bi arkama yaslandım ve çok eskilere... ta küçüklüğüme döndüm... Suya ‘bu’ dediğim günlere...

Ne bayramıydı hatırlamıyorum. Ama ulusal bayramlardan biriydi...

Rahmetli Dayım, Muammer Çavuşoğlu, Nazlı’yı (Ilıcak), Ömer’i (Çavuşoğlu) ve beni arabasına alıp Çankaya’ya götürmüştü...

Öyle, hayal meyal her şey... Kopuk kopuk... Sanki eski, siyah beyaz bir sinema filmi gibi... Ama unutmadığım şeyler var... Örneğin Nazlı’nın kocaman beyaz kurdelesi... Ömer’in boynunu sıktığı için, ikide bir gevşetmeye uğraştığı kravatı... Ve yepyeni, altı da üstü gibi gıcır gıcır, siyah ayakkabılarımın ikide bir kayması sonucu ayakta durabilmek için verdiğim akıllara ziyan uğraş...

Sonra birden araba durdu...

Dayım önde biz arkasında yürüdük...

Çimenlerin üzerinde...

Koltukta bi adam oturuyordu... saçlarının, arkaya doğru taralı olduğunu anımsıyorum. Siyah elbise giymişti. Beyaz gömlek, kravat... Ve sol üst cebinde beyaz bir mendil...

Belki benim de sol üst cebimde mendil taşıma alışkanlığım o gün başladı... Kim bilir?

Neyse... Adamın sesini anımsıyorum çok iyi... Neler söylediğini değil de. Yumuşak, sıcacık, güven veren. Elini öptük birer birer. O da bize harçlık verdi... Kağıt para... Yanağımı, saçımı okşadığını hatırlıyor gibiyim..

Sonra Ömer’le biz uzaklaştık... Oynadık bahçede... Ya da ben oynadım, Ömer, benden büyük olduğu ve ciddi durmak gibi kendi başına bi görev üstlendiği için, bi ağacın altında durup beni izledi..

Ama Nazlı, Adnan Menderes ve Muammer Dayım, yani babasıyla birlikte oturdu.... Bunu çok iyi hatırlıyorum. O dimdik oturuşunu... Ve başındaki beyaz kurdelesini..

Aradan üç beş yıl geçmiş geçmemişti ki... Adnan Bey’i bi kez daha gördüm.... Ankara’da, Aydınlıkevler’de bi golf kulübü vardı. Hafta sonları annemle babam bizi oraya götürürdü; top oynardık, koşardık, kuyu suyundan dolma havuza girer, donardık...

Gene bi hafta sonu gittiğimizde, bi telaş, bi koşuşturma... Ve Adnan Bey geldi, yanında Fatin Rüştü Bey’le birlikte... Tam yanımdan geçerken durdu. Bana baktı..

Eğildi. ‘Sen Muammer Bey’in yeğeni değil misin’ diye sordu.

‘Evet..’

‘Maşallah çok büyümüşün... Okula da gidiyorsun..’

‘Evet... İlkokula gidiyorum... Ankara Koleji’ne..’

‘Aferin sana...’

Gene başımı ve yanağımı okşadı... Yürüdü gitti...

Bütün anımsadığım bu..

Sonra... Olanlar oldu... Ve astılar benim saçımı ve yanağımı okşayan, bana bayram harçlığı veren o zarif, o şık, o nazik, küçücük bir çocuk için bile üç beş lafı olan beyefendiyi... Dayımı da önce Yassıada’ya sonra Kayseri’ye yolladılar.

Bundan 48 yıl önce..

O gün..

Yani 48 yıl önce dün...

Ömer’le Nazlı’nın kalbini kırdılar..

Öyle kolay kolay, bir daha onarılmayacak bi biçimde...

Galiba en çok buna kızdım ben...

Daha sonra da... Aydın Bey’i öksüz bırakmalarına...

Star, 28. 05. 2008